freud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
freud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2014 Salı

Kişilik Nedir?





Bireyin içinde yaşadığı ortamda insanlarla kurduğu ilişkilerde gösterdiği tepkiler ve kendini ortaya koyma biçimidir Bireyin yaptığı her şey, kişiler arası ilişkileri, duyguları, düşünceleri, ilgileri, eğilimleri onun kişiliğini gösterir. Bu özelliklerin uyumlu bir bütün oluşturması ile kişilik ortaya çıkar.
Dünyadaki insan sayısı kadar kişilik olduğu söylenir. Ancak insanların kişiliklerinin kimi özellikleri diğer insanların özelliklerine benzerken, kimi özellikleri de onları başkalarından ayırır. Kişiliğin en önemli özelliği “tutarlılık”tır.  Zaman içinde değişmez, süreklilik gösterir.  Belli bir uyarana karşı gösterdiği tepki, bir başka zamanda da benzerdir, fazla değişiklik göstermez. Kişilik özellikleri insanları birbirinden ayırıcı nitelik taşır. Bu özellikler birbiriyle uyumlu bir bütün oluşturur. Diğer insanlarla ilişki kurma biçimini etkiler, Gelişme döneminde kurulan kişiler arası ilişkiler de kişilik özelliklerini etkiler. Kişilik gelişmesi doğumdan ölüme kadar devam eder. Toplumsal davranışlar ve etkileşimler, öğrenme, toplumsallaşma süreci, eğitim ve öğretim, yaşantılar sonunda gençlik döneminin sonunda belli kişilik kalıpları oluşur. Kişilik gelişimi belli bir dönemle sınırlı olmamakla birlikte çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemi daha önemli görünmektedir.
Kişilik gelişimini etkileyen etmenler 1-kalıtım: insanların boyu, fiziksel görünümü, göz rengi, saç rengi nasıl genetik olarak belirleniyorsa, beyindeki düşünce, duygu ve davranışlarını yönlendiren nörotransmitter ve reseptörleri de kalıtımla belirlenir.
Ancak beyin hücreleri plastik yapıdadır ve çevresel etkenlerle oldukça fazla değişme gösterebilir. 2-yapısal etkenler: tarihte bazı düşünürler beden yapılarının insanın kiiliğini belirlediğini öne sürmüşlerdir. Kretschmer insanları beden yapılarına göre dört tipe ayırmış, bu kişilerin belirli kişilik özelliklerine sahip olduklarını (hatta belli hastalıklara yakalanacaklarını) ileri sürmüştür: astenik, piknik, atletik, displastik  Sheldon; beden yapılarına göre üç kişilik tipi olduğunu ileri sürmüştür: endomorfik, mezomorfik, ektomorfik. Bu görüşler bugün için geçersizdir.



Karakter

Kişinin sürekli, tutarlı, kalıplaşmış olan en belirgin özelliklerini göstermek için kullanılan kavramdır.

Günlük yaşamda kişinin moral (ahlaksal) değerlerini göstermek ve bunları vurgulamak için kullanılır.  

Günlük dilde sağlam karakterli denildiğinde; dürüst, güvenilir, özü sözü bir, davranışların toplumsal değerlere uygun ve uyumlu olduğu anlaşılır
Karaktersiz denildiğinde; güvenilmez, iki yüzlü, davranışlarının tutarsız ve değişken olduğu, toplumsal değer yargılarına uymadığı anlatılmak istenir.
Karakter kişiliğin öğrenme ve çevre etkisi ile yaşam içinde geliştirilen bölümüdür.

Mizaç, huy, Kişinin genellikle uzun süreli, kalıcı ve onun özelliği durumunu almış en belirgin duygusal yönlerini göstermek için kullanılır.  Neşeli, asık suratlı, öfkeli olmak mizaç özellikleridir. Doğuştan gelen özelliklerdir. 


3-ruhsal etkenler: Freud kişilik özelliklerinin gelişmesinde ve belirlenmesinde ruhsal aygıtın üç yapısı arasındaki ilişkilere, çatışmalara, kullanılan savuna düzeneklerine, stresle baş etme yollarına ağırlık vermiş, bunlara göre bazı kişilik tipleri önermiştir.

4-çevresel etkenler: döllenmeden başlayarak çevresel etkenler diğer insanlarla etkileşimlerini ve kişilik özelliklerini etkiler. İlk yıllarındaki yaşantılar gelecek yıllardaki yaşantılarını etkiler.
Annenin hamileliği sırasındaki stresleri, beslenme yetersizliği, ilaç alkol, sigara, radyasyon gibi etkenler fetusu etkiler.

5-kültürel etkenler: insanlar toplumsal varlıklardır, iyi kötü, doğru yanlış gibi değerlerin öğrenilmesinde davranışa yerleşmesinde kültürün etkileri vardır.
Japon ve Amerikalı davranış farkları gibi ...

Kişilik Tipleri
İnsanlar bilimsel amaçlı olarak belli kişilik tiplerine ayrılırlar, bu ayrımlar kişilik tiplerinin tüm özelliklerini göstermez, aynı kişilik tipinde olduğu söylenen iki insan arasında da bir çok farklar vardır.

Freud'a Göre
Oral kişilik
Anal kişilik
Fallik kişilik

Jung'a Göre
İçe dönük (introvert): çekingen, duygusal yönden soğuk ve uzak, duygusal gelişmeleri az, mantıksal davranmaktan çok iç uyaranlarına göre davranan, kişiler arası ilişkileri az ve sınırlı kişiler
Dışa dönük (extrovert): girişken, canlı, kişiler arası ilişkileri kolayca başlatan ve sürdüren, uygun duygusal tepkiler gösteren, dış uyaranlara ve dış konulara göre mantıklı davranan kişilerdir .




Davranış Nedir?

Davranış en eski ve en yaygın canlı yaşantılarından biridir. Bun karşılık davranışın bilimsel bir konu olarak ele alınması ve incelenmesi ancak son birkaç yüzyılda gerçekleşebilmiştir. İlk insanlardan bu yana tüm insanlar her dönemde kendilerini ve içinde yaşadıkları çevreyi anlamya, açıklamaya çalışmışlardır. Kendileri ve çevreleriyle ilgili olaylara kimi zaman şaşırmışlar kimi zaman onlardan korkmuşlar, kimi zaman da rüya gibi yaşantılara hayranlık duymuşlardır.

İlkel insanlar, doğayla iç içe yaşamda ve doğaya karşı verdikleri ölüm kalımsavaşında karşılaştıkları olayları metafizik bir bakış açısıyla değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışmışlardır. Bunun nedenleri arasında doğayla kurulan ilişki azlığı, bilgi ve kavram eksikliği, genellemeye gitme yetersizliği sayılabilir.

İlkel insanların kendilerini açıklamaya çalıştıkları kuramların ilki, insanın içinde insan olduğudur.  Bu insanın bedeni içinde yer alan, uykudayken bedenden ayrılabilen ve dolaşabilen bir varlıktır. Bir başka deyişle ruhtur. Ruhların varlığına inanılan ve animizm adı verilen bu düşünce biçimi, somut yaşantılar temelinde geliştirilmiştir.  Doğadaki çeşitli olaylar ve insanların davranışları doğaüstü güçlere bağlanmıştır. Bu görüşe göre, ruh beden ayrılan bir varlık olarak değil, bedenin bir parçası olarak görülmüştür.

Eski yunan filozoflarından Plato insanın niteliği nedir sorusuyla aşırı düzeyde ilgilenmiş ve doğaüstü güçleri varlığına ek olarak bedende yer alan bağımsız bir ruh olduğu öne sürülmüştür. Buna göre insan, beden ve ruh olarak ikiye ayrılmaktaydı.(dualizm) Beden ve ruhun nasıl bir araya gelip insanı oluşturduğu, nasıl birlikte işlev gördüğü konuları ancak dinsel olarak açıklanabilmekteydi. Ruh beyince yerleşmişti, insan davranışları bedeni denetleyen bu ruhun niceliksel ve niteliksel yönleriyle ilgiliydi.

Orta çağda davranışla ilgili olarak önemli bilimsel gelişmeler olmamıştr. Sonraki yıllarda Descartes insan davranışlarını bedenin uyaranlara verdiği yanıtlar olarak ele almıştır. Descartes’e göre insan aklı gerçeğe ancak kuşku aracılığıyla ulaşabilir. Gerçeğe ulaşmada önemli olan algılama değil, akıldır. Descartes, görüşleriyle neden-sonuç ilişkisinin temellerini atmıştır.

Davranışların anlaşılması ve açıklanması konusunda 18. yüzyıla kadar Galen’in görüşleri geçerliydi. .galen’e göre, sinir sisteminden salgılanan sıvılar ilgili organlara gönderilir ve bunlara yanıt olarak davranış ortaya çıkıyordu.

18. yüzyılda beynin anatomisiyle ilgili çalışmalardan elde edilen bilgiler biyolojiye ve psikolojiye merkez kavramını soktu. Merkez kavramı belirli bir işlevle, davranışla ilgili beyin bölgelerini göstermekteydi. Her işlevin, her davranışın beyinde bir merkezinin olduğu görüşüyle, beyinde yüzlerce merkez olduğu ve bunların saptandığı öne sürülmüştü. Bu yöndeki görüşler daha sonra bütüncü görüşe yönelmiştir.

19. yüzyılda davranışların incelenmesinin salt gözleme dayanmasının yeterli olmayacağı, davranışların deneylerle incelenmesinin gerekli olduğu öne sürülmüştür. Beynin bazı bölgelerinin çıkarılmasıyla ya da elektriksel uyarı verilmesiyle elde edilen yanıtlar beyin ve daha genel olarak beynin  yapıları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır Bu dönemdeki en önemli görüşlerden biri Darvin’in Evrim görüşüdür. Evrim davranışların belirli bir amaca yönelme özelliğinden sorumlu güçtür, davranışın nasıl düzenlendiğini anlamamıza yardım eder. Darvin 1859 yılında yayımlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında evrim sürecini destekleyen kanıtlar sunmuştur. Buna göre bir tür kendisiyle ilişkili türlere göre sürekli değişme ve gelişme göstermektedir. Türlerin genetik ve biyokimyasal özellikleri arasında benzerlikler vardır. Günümüzde moleküler genetik, kalıtsal bilgilerin kimyasal bir kodlama olan Dna molekülünde kodlandığını göstermiştir.

20. yüzyılda davranışların incelenmesi ve anlaşılmasıyla ilgili önemli gelişmeler olmuştur. Wundt, fizyolojik psikolojinin temellerini atara gelişmesine katkıda bulunmuştur. İbu üzyılda Thurndike ve Watson ögrenme kuramına dayanarak davranışçı görüşün temellerini oluşturmuştur. Freud ise, insan davranışlarının ruhsal temelinde haz ve gerçektlik ilkelerinin yattığını öne sürmüştür.

Günümüzde bilimsel ve teknolojik gelişmeler davranışın temelinde yatan etkenleri hücre, hücre organelleri ve moleküler düzeyde incelemeye olanak sağlamıştır.

Davranışın anlaşılması ve açıklanmasıyla ilgili bir başka görüş ise monizm’dir. Bu görüşe göre, beynin ve bedenin çalışma biçimi tam olarak anlaşıldığında, davranışların altında yatan fizyolojik temeller de anlaşılacaktır. Dış dünyanın insan üzerindeki etkilerinin anlaşılması da davranışlar hakkındaki bilgilerimizin artmasına yardımcı olacaktır. Bunların hepsi bir bütün oluşturmaktadır. Ayrı ayrı değil, birlikte ele alınıp incelenmelidir. Buna göre ruh beynin işlevidir. Bu aşamada beynin davranışların yaratıcısı mı, davranışların ortaya çıkmasında bir aracı mı yoksa önceden belirlenmiş bir yapı mı olduğu sorularının yanıtlarını tam olarak vermek olası değildir. Bu soruların yanıtlarını vermeye çalışırken Spinoza’nın tanımladığı nedensellik (determinizm) ilkesi dikkate alınmalıdır. Bu ilke hiçbir davranışın nedensiz, tesadüfi olmadığını ya da her davranışın mutlaka bir nedeni olduğunu gösterir.


İnsan davranışlarıyla ilgili olarak kabul gören görüşe göre insan davranışları genetik olarak belirlenmiş yönleriyle, insanın bireysel özelliklerinin karışımı olarak düşünülür. Günümüzde dualistik görüşü savunanlar olsa da, yukarıdaki biçimde anlatıma kavuşturulan bütüncül yaklaşım geçerlidir.